4/29/2009-Trabzon'un seçimi, ya Barcelona ya Fener!

Başlık herkesi heyecanlandırmıştır, biliyorum. Nerden baktığınıza bağlı olarak ve gündemin yol göstericiliğinde bir yanıt verirsek eğer; evet Trabzon da pek ala Barcelona olabilir. Trabzon da, endüstriyel futbolu kendi geleneklerinin temelleri üzerinden içselleştirirebilir.
Hatası ve sevabıyla sona eren bir Ersun Yanal dönemi yaşadı Trabzon, bugün ne söylense bir tarafıyla eksik kalacaktır, gerçek hükmü verecek olan tarihtir. Elbette kişisel bir fikrimiz var, o da şu;
Ersun Yanal göreve başladıktan çok kısa bir süre sonra Trabzon’da hedeflerine ulaşamayacağına inanmış ve kulübe değil kendine oynamaya başlamıştır. Yanal’ı umutsuzluğa sevk eden nedenler ayrıca bir araştırmaya muhtaçtır. Hatta Trabzon kent dinamiklerinin Trabzonspor üzerinden var olma geleneği akademik bir araştırma konusu olabilecek kadar da önemlidir, lakin bu işi yapacak olan da herhalde şehirden kopuk Karadeniz Teknik Üniversitesi değildir! Ben Abant İzzet Baysal’dan ümitliyim.
Güne gelelim;
Kişisel olarak Trabzonspor’un, teknik adam kariyerini ispatlamış bir isimden çok, “adam”lığı konusunda üzerinde uzlaşılan bir isme ihtiyacı olduğu inancındayım. Trabzon’un dokusu hakkında hiçbir fikri olmayan, İstanbul’da oturduğu yerden ya da bir yıla sığdırdığı iki-üç Trabzon seyahatinden Trabzon tespiti çıkaranlara şunu hatırlatmak isterim, ya yediğiniz balıkları yazın ya da 90 dakikalarla sınırlı kalın, yanılırsınız yoksa. Lig Radyo’da Mehmet Ayan öncülüğünde yeni bir spor yayıncılığı geliştiren ve samimiyetlerinden kuşku duymadığımız yeni nesil “spor ailesi” dahi, Ersun Yanal’ın Trabzon’la bağlarının neden koptuğunu kavrayamıyorsa, işimiz zor demektir. Ki, Yanal’a sempatiyle bakan biriyim, hala. Çünkü şehri biliyorum…
Şehri bildiğim içindir ki; o şehrin ve o şehrin takımının teknik direktör koltuğunda, yine şehri en az benim kadar bilen ve yine en az benim kadar beklentisiz ve eyvallahsız biri olmalı. Ve bu “biri” tarifime, elbet özneldir, en çok Ünal Karaman uymaktadır. Hami Mandıralı ve Apdullah Ercan gibi iki asist kralıyla çok uyumlu bir ekip olacağını düşündüğüm bu üçlü, Trabzon’daki tüm bel altı “çalışmaları” anında bertaraf edebilecek, bu ülkede mevkilerinin en iyileri olmak gibi bir mirasın da sahipleri olarak sahadaki oyunculara ve tribünlere de güven verecek saygı uyandıracaklardır.
“Ünal’la Hami’nin arası bozuk, Hami ikinci adam olmak istemez, “Apo’nun eşi Fenerli” gibi komik bahaneler devri geçeli çok oldu, zira hepsi boş laf, şimdi moda şu;
“Ünal Karaman’ın tecrübesi ne yaaa… Trabzon’un vizyonu bu kadar küçülemezzzz” filan.
Soru şudur;
Dünya’nın şu an 1 numaralı takımı olan Barcelona, milyar dolarlara yaklaşan dev bütçeli kulübü eski oyuncusu Guardiola’ya teslim ederken, hangi felsefeyi rehber aldı dersiniz?
Guardiola’nın teknik adam geçmişi Ünal Karaman’dan fazla değil, oyunculuğunda da Ünal Karaman’dan daha iyi olmadığını biliyoruz, Hüseyin Çimşir’in birkaç gömlek iyisiydi en fazla. Guardiola’nın kulüp başkanıyla bir akrabalığı olmadığını da biliyoruz. E bu durumda Barcelona neden Guardiola’yı seçti? Bu muhteşem kulübü idare edenler, Trabzon şehrini idare edenlerden daha mı az akıl ve vizyon sahibidir?
Barcelona da, Trabzon da misyon takımlarıdır. Diğer takımlara benzemezler. Asla “sadece bir futbol takımı” değillerdir. Kendine özgü tarihleri, gelenekleri ve ritüelleri vardır.
Barcelona kendi değerlerine sahip çıktığı ve marka değerini de düşündüğü için takımı hiç düşünmeden Guardiola’ya teslim etmiştir. O dünya devinin 18 kişilik kadrosunda alt yapıdan en az 8 oyuncu bulunmaktadır. Hadi, çok bilmişler Barcelona’yı da “yerlinin yerlisi gericiliği” ile suçlayın!
Trabzon kendi değerlerine sahip çıkmak ve geleceğini de düşünmek için, takımın başına Ünal-Hami-Apo (Çok sevip saygı duyduğum Tolunay’ı demiyorum, demeyeceğim. Halen bir başka takımla arasında iş akti bulunan birinin adını anmak, en hafifiyle, İstanbul spor gazeteciliğidir.) üçlüsünü getirmek zorundadır. Trabzon, eski yöneticilerin bin bir bahane uydurup almadığı 61 no’lu, yani şehri yüreğinde taşıyan yetenekli futbolcuları kadrosuna katmak zorundadır.
Trabzonspor, en az Barcelona kadar kendine ve değerlerine güvendiğini dosta düşmana göstermelidir! Trabzonspor tarihi bir seçimle karşı karşıyadır.
Ya Barcelona’laşacak ya da Fener’leşecek. Bunun orta yolu yok!
(Detay için sedattunalı blogcu adresi)
|
|


« Önceki||

0 yorum yazılmıştır