ÖSS'ye giren adaylardan dört işlemi bile yapamayanlar olduğunu belirten ÖSYM Başkanı, 2006'da sorulan bir soruyu hala unutamıyor. İşte yüzde 48'in yapamadığı soru:
60 kişilik ekip tarafından hazırlanan 2008 yılı ÖSS sorularını okuyan ÖSYM Başkanı Yarımağan, "Sorulara baktım geçen yıldan zor değil. Bazıları okumaya anlamaya dayalı, günlük hayatta bile bilinebilecek sorular" dedi.
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı'na (ÖSS) girecek 1.5 milyonu aşkın öğrencinin en çok merak ettiği konuların başında, "Bu yıl ÖSS'deki sorular kolay mı zor mu" sorusu geliyor. Bu soruya Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan'a sorduk. Yanıtı, "Soruların zorluğunu, kolaylığını öğrenciler nedense gereğinden fazla önemsiyorlar. Hazırlanan soruları bir tur okudum. Geçen yılki ile eşdeğer sorular, geçen yıldan daha zor değiller" oldu.
SOKAKTA İNSAN ÇÖZER
Sabah Gazetesi’nin haberine göre; Öğrencilerin soruların zor mu kolay mı olacağı konusunu çok önemsediğini ancak bilen için bunun önemli olmadığını anlatan Yarımağan, şöyle devam etti: "Soru zor olsa bile bildiğiniz konulardaki sorular kolay gelir. Bizim sorularımız arasında bir kısım sorular var ki genel kültüre, okuduğunu anlamaya dayalı. Örneğin Türkçe soruları. Belki imla soruları hariç, herkes çözebilir özel bir bilgi gerekmiyor. Sokaktaki bir insana bu soruları sorarsanız, bazı fizik sorularını bile bilebilir. Soruların bir kısmı okumaya anlamaya dayalı sorular. Edebiyat soruları günlük hayatta bilinebilecek sorular. Matematikte özellikle de Matematik 1'deki sorular oldukça kolay, belirli kavramları bilerek, soru çözmeye yönelik oldukça kolay sorular. Bunun yanında müfredata, bilgiye dayalı sorular da var elbette. Ben bunlarda en belirgin biyoloji ve kimya sorularını görüyorum. Bunlar özel bilgi gerektiriyor."
DENGEYE BAKIYORUZ
Sorular arasında kolaylık ve zorluk derecelerinin dengeli olmasına çalıştıklarını dile getiren Yarımağan, bunun nedenlerini şöyle açıkladı: "Soruların belli bir zorlukta da olması lazım. ÖSS gibi çok sayıda adayın girdiği bir sınavda kitleleri birbirinden ayırmamız lazım. Birkaç bin kişilik çok üst grup var. Bunlar soruların tamamını çözüyorlar. Bu grubu birbirinden ayırmak için zor sorulara ihtiyacımız var. Eğer bütün soruları orta zorlukta sorarsanız üst kesimi birbirinden ayıramazsınız. Diğer taraftan kolay soruların da sınavda yer alması lazım ki bu kez de daha alt başarılı kesim birbirinden ayrılsın. Bu nedenle zorluk dereceleri değişik düzeylerde olan sorulara yer verilir. Adaylar arasında iyi bir ayırım yapabilmek için ortalama başarının yüzde 50'nin altında olması gerekiyor. Yani 100 soruluk bir test uyguladıysanız giren kitlenin ortalama başarısı örneğin 40–50 düzeyinde olursa o test iyi bir test oluyor. Ortalama başarıyı yüzde 80'lere çektiğinizde bu kez üst kısımdaki adayları birbirinden ayıramıyorsunuz. Ortalama başarıyı yüzde 30'ların altına indirirseniz bu sefer alt ve orta kesimi ayıramazsınız. O yüzden sorular arasında zorluk ve kolaylık açısından kitleleri ayırabilmek için denge olması gerek."
YARIMAĞAN’IN UNUTAMADIĞI SORU
Yarımağan sınava giren adaylar arasında dört işlemi bile yapamayanlar olduğunu belirterek, şu örneği verdi: "Bir soru vardı hiç unutamıyorum. 2006 yılında sorduk. Rakamlar tam hatırımda değil ama soru şöyleydi: 15-(8-3) =? Sonucun ne olduğunu sorduk. 8'den 3'ü çıkaracak, 5 kalacak, 15,ten 5'i çıkaracak 10 kalacak. Bunu adayların yüzde 48 yapamadı. Yani 1.5 milyon kişiden nerede ise yarısı bu sorunun cevabını veremedi. Maalesef seviye böyle."
Sabah
4/11/2008-İŞSİZLİĞİ ÖNLEMENİN TEK YOLU
Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürü Necmettin Yalçın, Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri olan işsizliği önlemenin tek yolunun, mesleki ve teknik eğitime önem vermekten geçtiğini söyledi.
Bazı açılışlar için Karaman'a gelen Yalçın, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Ahmet Yenilmez'i makamında ziyaret etti.
Türkiye'nin istikbalinin eğitimde olduğunu, ''Ülkenin en büyük sorunlarından biri olan işsizliği önlemenin tek yolunun, mesleki ve teknik eğitime önem vermekten geçtiğini'' belirten Yalçın, çıraklık ve kalfalığın eğitimin ön sözü olduğunu söyledi.
''(Her işi yaparım) düşüncesi yerine, (bir işi en iyi yaparım) düşüncesinin yaygınlaşması gerektiğini'' anlatan Yalçın, artık yapılan işlerin sertifikaya, belgeye dayalı olması gerektiğini kaydetti.
Yalçın, şöyle konuştu:
''Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Karaman, mesleki eğitimde birçok ilimizden iyi durumda. Bunu daha da ileri taşımak lazım. Karaman'da köylerden ve beldelerden meslek öğrenmek için gelen gençlerimizin rahat edebilmesi için bir pansiyona ihtiyaç duyulduğunu öğrendim. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi için çaba sarf edeceğim. İnşallah bunu hep birlikte başaracağız.''
Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Ahmet Yenilmez ise genel müdür Yalçın'ın Karaman'a gelerek sorunlarla yakından ilgilenmesinin sevindirici olduğunu belirtti.
Yenilmez, ''Kendisinin en uzak ilçelerimizde bile ziyaretlerde bulunması, çıraklık okullarının sorunlarını yerinde tespit etmeye çalışması, onun ne kadar esnaf dostu olduğunun bir işaretidir'' dedi.
AA Haber7.com
4/9/2008-Başörtülü giremedi silahlı nasıl girdi
'Başörtülü öğrencilerin alınmadığı Akdeniz Ünversitesi'nde nasıl oluyor da silahlı adamlar girebiliyor' diye soran Prof. Dr. Hasan Fehmi Özışık, olayı bakın nasıl değerlendirdi.
Hilal TV’de Basında Bugün’de Feridun ve Arzu Erdoğral’ın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Hasan Fehmi Üçışık, Akdeniz Üniversitesi'nde yaşanan silahlı saldırı olayına değişki bir pencereden baktı..
İşte Erdoğral'ın soruları ve Üçışık'ın cevapları:
Akdeniz Üniversitesi’nde gerginlik yaşandı. Üniversite’lerde bu tarz provokatif olaylar daha önce de görüldü,özellikle 12 Eylül zamanı hatırlatılıyor,siz bu yaşanan gerilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben Türkiye’de ki Üniversiteler ve Yükseköğrenim öğrencileri arasındaki olaylarda pek azının kişisel bir iki arkadaş grubu arasında ki münakaşa, tartışmadan kaynaklandığı kanaatindeyim.
Bunun dışında yakın tarihimiz boyunca 1960’larda,daha öncesinde ve sonrasında peş peşe gelen olayların özellikle bir ilden diğer ile, bir üniversiteden başka üniversiteye intikal eden olayların tamamen belli odaklar tarafından istihbarat örgütleri, yabancı istihbarat örgütleri, Türk milletini sevmeyenler, Türkiye’yi geri bıraktırmak isteyenler, Türkiye’yi kendi iç kaynaşmalarıyla meşgul etmek isteyen odakların, çevrelerin marifeti olarak görüyorum.
Hacivat Karagöz oynatılır gibi, gerçek bir kamplaşma, çatışma olduğuna kesinlikle inanmıyorum çünkü; daha önce zaman zaman bazı ramazanlarda bir kantinde oruç tutan-tutmayan kavgası diye gerçekleşen münferit bir olay, arkasından yaygınlık göstermedi.
Başörtülü başörtüsüz öğrenciler arasında veya başörtüsü taraftarı olan-olmayanlar arasında diye herhangi bir yaygın bir yerden bir yere sıçrayan olay olmadı. Ama buna mukabil mesela benim dekanlığım yıllarında bin dokuz yüz doksan dört doksan yedi arası İstanbul’da hem bizim üniversitemizde fakültemizde, Haydarpaşa kampusünde gelip benle konuşan bazı öğrenciler ve yakınları, velileri televizyonda gördüm ki Beyazıt’ta Vezneciler’e çıkış noktasında güvenlik güçleri üniversite ilgilileriyle tartışma halindeler yani oraya hazır kuvvet halinde gidip geliyorlar.
Nasıl oluyor bir öğrencinin, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okuyan bir öğrenciyse Beyazıt’taki kampuste, İstanbul Üniversitesi yönetimiyle nasıl bir işi olabilir? Dolayısıyla böyle Ankara’da çıkan bir Antalya’da, Antalya’da çıkan bir olay başka bir yerde olursa bu organize ve Türk milletini sevmeyen güçler tarafından hazırlanıyor, kendi kişisel çıkarları için bu işlere alet olanlar var bu ileri belki ara eleman olarak taşeron olarak üstlenenler var fakat Üniversitelerde gerçek tabanda, öğrencilerin içinde herhangi bir hassasiyet ve bundan kaynaklanan olay olduğu kanaatinde değilim, zaten karşıt olması da beklenemez.
Ben ilkokula başladığımda Maraşal Fevzi Çakmak vefat etmişti, maalesef devlet töreni ondan esirgenmişti, Üniversite gençliği omuzlarına alarak sel gibi Beyazıt’tan Edirnekapı mezarlığına kadar onu son yolculuğuna uğurlamak için akıp gitmişti ama karşısında bir müdahale yoktu.
Maraşal Fevzi Çakmak sevenler sevmeyenler diye bir ayırım olamaz ki, çünkü Türk milletinin gençliği Türk milletinin genel kanaatinden aykırı ayrı bir yol izlemez. O zaman sun i olarak bazı yerlerde olaylar çıkıyor mesela son olayda hayret ettim benim bildiğim, Akdeniz Üniversitesi'nde bundan birkaç sene evvel bir profesör arkadaşım derse gireceği zaman eşini götürmek istediğinde ki onun eşi başörtülüdür, misafirhaneye giremeyeceği söylendi.
Dikkat buyurun başörtülü bir hanımın giremeyeceği Üniversite binalarına kampüslerine bir takım öğrenci bile olmayanlar hem de silahlarla nasıl girebilirler. Bu işlerin böyle kendiliğinden kantinde yurtta birisi birisine bir şey söylemiş çıkmış diye bir olay olmadığı kanaatindeyim.
Genel olarak da bir kamplaşma sonucu bir olay olmadığı kanaatindeyim, burada gerçekten Türkiye’yi geri bıraktırmak dünyada yine bir bölge devi, hatırı sayılan bir ülke olmasını engellemek gibi faktörler var. Türkiye’de Amerika Büyük Ortadoğu Projesi'ni revize ederek genişletilmiş büyük Ortadoğu projesinde Başbakan’a eş başkanlık falan vererek bir politika sürdürüyor.
Beri yanda Putin ve İran’la işbirliği yapılsın deniyor.Türkiye’ nin enerji kaynakları dolayısıyla,geçiş noktası olması dolayısıyla belli bir blok Türkiye’yi yanına çekmeye çalışıyor, ötekinler öteki tarafa geçmek istiyor. Dünya siyasetinin bir girdap noktasında, kesişme noktasında olan bir ülkede suni olaylar değişik kanallar, kamplar, odaklar durumuna çıkarılmak isteniyorsa Üniversite öğrencileri dahi alet edilemiyor da öğrenci olmayan kişilerin katılımıyla bir takım olaylar çıkartılmaya çalışılıyor diyorum, görev sağduyulu vatandaşlara her zaman olduğu gibi düşüyor, istihbarat, emniyet güçlerine düşüyor, Üniversite yönetimlerine düşüyor, basına düşüyor.
haber7.com


« Önceki||
